|
Seyyidhan Kömürcü (1979)
Hasar
aslında sadece bunu diyecektim: durmadan hurdayım yanımda özen ve ısrar yanımda boyuna kızaran yüz, burası dağılan dikkat aslında düşünün sadece, bellek buyurun nerdeyim, tam görünmüyorum, yalanlar uğrayacaktı bana nerdeyim, üstelik telaşım da yok ortada
bilinir ki sadece bunu diyecektim: iki kış bir karış devletle burdayım aslında burdayım, burası oğulluğumun özenle suya bırakılmış semender hali sözdü nemlenmeyecektim, sözdü sadece eğilip suyu sevecektim ahh, kalmayacaktım kimsenin kimseye bir tespih kadar olmadığı günlerde yalnız yüzümün karışlarına kanıp o devlete asla surat asmayacaktım kandım, kaldım ve anladım önümde beş öğün yangın, sonumda Sivas'ı dökülmüş ülke herkes en çok kendine diğeri, kendi kendine surat şaş dedim son dedim şaş! ve olma zurnası kırık babamın davul eli sonunda annem, elinde onun vasiyet tefi vur haa! vur haa! vur haa... ahh, sonra pişman pişman annem annem yüzüm gözüm birer birer beni vur! vurma cinnet ikizlerimi
aslında sadece bunu diyecektim, burdayım ve bu bir oyuk burdayım, burası hâlâ ve öylesine ağırlandığım durak günleri dalgın yarımda şüphe, bıraktığı bıyıkta sebep arayan dedem yanımda annem yanımda cinnet ve cinayet ikizlerim yanımda savruk bir çift kabadayının dağılmış tespih taneleri
sorma, sadece oraya gidecektim, kötü çekilmiş bir fotoğrafa o kimsenin kimseye bir devlet kadar kasrı yok günlerde duası ezber, avluları dar ve toz çeşmeleri ısrarla bozuklu çocukluğumun orada değil, aslında durmadan burdayım burası çatık zamanda ısrar burası özenle pişman, iki karış yüzümde terleyen telaş sordum: sır kızıl, devlet unutkan, gördüğüm her surat tenha sordum: törenler giz, zamanlar az, şakayla karışık: hâlâ severken öldürülen o yavruya mı benziyor aşklar
ben buraya aslında kal diyen her yerden çıkıp geldim şaştım, geçerken hiçbir hayata taşınmadan kaldım taş attım kendime, kuyu kazdım özendim kaldım geçerken uğrayan babanın çocuğuna durmadan kendime geçtim, geçmeye devam ben ısrarla uğrayanı özenle sevdim, sevmeye devam elbet kendi kendine sağanak elbet babadan kalma bir yağış biçimi yine de ahh: gümüş ömürlerin altınkesimi canım canım teker teker tane tane söyle babadan kalma oyuk günleri
aslında sadece bunu diyecektim. burdayım! burası dövülmüş bir yüzün yüz üstü düşme hâlleri
(Hasar Ayini’nden)
Yine Hasar
ahh ki çadırımızı onlar çaldı bezimizi onlar gerdi zift oldular şimdi asfaltla boyayacaklar bizi
bu ara insanın insana su topladığı yerden bahsediliyor yakında toz ve duayla canı silinecek yerlerden orda kasrı evlere kuyusu kendine yakın çocuklar üzülecek orda ağızları kusur, gözleri rica çocuklar yakında yeri yerinden oynatacak tavana kadar canı sıkılacak onların
bu ara durmadan kanım kaynıyor karla karışık yağmura bekliyorum biri gelsin ve bunu açıklasın bana: çocuk mu ayin mi bu kendini dişleyen gövde huysuz çaput, buruk tef, telaşsız dengbej burda boyuna çukur ve incinmiş evlerden bahsediliyor el yordamıyla anlatılıyor evin avluya canı sıkılmış hali öyleydi, ondan uzun ediyorum bu erken ve unutkan sözleri: burdaydım! burası çatık zamanda ısrar burası çukur, hem taş hem telaş kime nemlensen kendi kendine zaten ıslak babadan kalma oyuk babadan kalma surat aslında burası özenle hasar: hayat ince, devlet dalgın, sabır sıkılgan ortasından yırtılan, yırtıldığı yerden usulca dikilen dikkat: yarısı dua üç kardeş dört kuyuyduk biz o avluda parçalı bulut annem, bir oyuk biçimiydi babam kendiliğinden ikiz yağış, biri diğerine kesin hasar
iki karış avluda dört kekeme kuyuyla başladı ayin biri diğerine surat, her dalı tembih kalan üç kardeş onun fistanlarından yapıldı bunca çaput kulpsuz fincanda mırra, durmadan ona içildi acı ona adandı o karla karışık yağmur o su şehri bir rüya: çıkıp onu dileyen bendim düştüğüm ceviz ağacından bendim dumana dayanıp tiner ve terebentine sataşan rahatına düşkün binalarda ahh onlar: orda evler avlusuna kadar üzgün evler cinnet, bir şey olacakmış kadar sara ahh onlar: biz cezbe oldukça bize soğan koklatıp tabandan terasa kadar evlerin evlere canını sıktılar göçtük ve gördük dört çiviyle yürüdü o güzel atlar konuşan biz, dinleyen ve kişneyen onlar insan insana olabilirdi evler evlere taş atmazsa
epeydir insanın insana su olduğu yerden de bahsediliyor orda herkes herkese yüz herkes kalan bulutundan düşen bin parça orda her evin canı var, sıkılıp çocuk yetiştiriyor avluda asıl onun su topladığı yerde başlamalıydı ah! ahh, çukuru geç, kuyusu zamanla bulaşmalıydı çocuğa
üvey aklımın dumana derin sataştığı doğrudur doğrudur adımın devletle, yüzümün ricayla anıldığı sonra ahd olsun özenle annesi yok evlere orda herkes herkese ayin orda çocuk dediğin pür, çocukluk dediğin surat, dediğin tenha, dediğin cezbe olmalı biraz
ahd olsun ki oraya orda çocukluğu ısrarla tütenin avlu orda, kalanın kendine kuyunun kuyuya taş attığını gördüm engebeli evlerden ılık aklıma değnek şimdi bana durmadan dumana alışık tef, çaput ve yağış gerek işbu artan nevalem, onların çınlayan tembihleri: uygun yaşam uygun adım uygun aşk gidiyorum, mazgaldan mıknatıs ve özenle bırakıp herşeyi gidiyorum, sular ve seller götürsün sizi
(Hasar Ayini’nden)
Recim
artık eflatun o sokakta şüphe beyaz o evde duman ve ihtimale duramam madem ki dışarıya olamadım dışarıyı da içeri alamam yalan ya da dolan ikna ya da ısrar karargâh denerim ben bu evde, karakol! hepsini kurarım yedi hayatı varsa bu evin hiçbirinde kalamam
hiçbiri, hepsi ve ikiz adında bir şey yok yok taşın taşı seveceği, evin evi madem ben buna sarıldım bunu sevdim dedim ben ikiz adında birşeysizim belki rahman belki rahim belki recim kesin ikiz adıyla başlayan herşeysizim
madem ki mezar dilinin altında bile değilim bu saf sabır olsa da biter suç bir kuyunun bileziğinden suç kuyusu yüzünün bitip gövdenin başladığı yerden dedim ve sandım, bu taşı taşa sevdirme cezası bu suya suyu yüze yüzü sana seni ikiz aşksa ikiz aşka dedim ihmal ya da kasıt ip ya da kınnap ve sızının yedi kat rahman olan adıyla taştan kuyuya bir recim defteri tuttum ne demek gözlerim sandım ki herşey bu! sandım ki herşey burnumdaki sızıya ilişen alışan çalışan iki karış yüzümün ikiz mezar taşı sandım ki hersey nem ve buhar hersey bir kalp! bir diğer kalbe çalışan değildim! meğer derimin altında bile dağılan dikkat kırışan umur vurulan sabır kadar
ben bu gözlerin gibisinden de kadarından da kudurdum her yeşil tanrının sarı ve mavi her avlulu evin cin ve cinnet rahman rahim ve recim aslında bunları toplasan yüzün yüzümde kıyamet çok oldu yüzün yüzümde dışarı çok oldu yüzünde içeriyi ve dışarıyı göremiyorum recim ya da tanrı denmez çok oldu ben bir taş daha atıp bir taş daha içeri giriyorum ben ve taş! biri birimizi sever sandım kurduğum her ev döndüğüm her kadın içtiğim her su bana ağlamayı unutur beni okuduğum her dört kuyu kitap her dört kara leke her dört deniz tembihle dizlerine oturtur o rahman ve rahim recim bir defterde adım söylenir: herşeyin doğusunda doğdun sen babana kuzey taş gibi taş bir kadından başta toz ve avlu kullandın dua ve çamur dört yapraklı yonca... büyüdün, tekmeyle girdiğin avludan tokatla çıktığın eve kadar büyüdün, eyyüp bir kuyuya öğüt ceylan bir yüze hatip bir eliyle eli ve alemi kör eliyle kendini okuyan hafız oldun ben ve taş! biri diğerini sever sandım yeminle deniz bir yerde olamam beyaz yüzüm gövdemin acı eviymiş mezar yüzüm gövdeme sızı taşıymış beşinci recim diye taşa toprağa bulaşsam o tek! dört hatip ve dört kitap bunları susup susup kimseye anlatamam deniz bir yerde yasak elma çöl bir yerde yedi hayat kovul ve geril son akşam yemeğinden gövdenden gövdeme çar-mıh ol desem seni bir ömür orda da taşıyamam
recim taşlarımı içime atıp gidemediğim amerikanı! amerikamız biraz kurt, bir defter ceza herşeyin doğusunda doğmak için usansın ve utansın diye sabır usansın ve utansın diye taş dilenmeden onu bulmak dedim kusur ya da israf dalgın ya da dargın rahman ya da rahim el kaldırıyorum bu işe madem ki hayatım zikir bu recimde rol bu ayinde zehir olmak lazım yedi vasiyetle sevdiğim her avuç zehir kuşandığım her harp buhar oldu başta özür dileyip öldürdüklerimin rahman adıyla sandım ki herşey bu! sandım ki herşey terleyen telaş sıkılan sabır, vurulan umur yedi farzla beni seven kızkardeşlerim beş şartla geçirdiğim bu cinnet ben ya da taş sen ya da recim biri diğerini kesin sever sandım dedim artık benim de kapım aralansın kanasın beyaz yüzümün siyah adamları dilerim kara bir lekeyle suç atıyım dilerim kara bir lekeyle suç atıyım bu çok çağı anladım. o da beni anlasın
(Hasar Ayini’nden)
|
Bir Önceki Sayfaya Geri Dön Ana Sayfaya Geri Dön