|
Şükrü Sever(1966) 1966 Bulgaristan doğumlu, İstanbul’da yaşıyor. Şiirleri ve birkaç denemesi çeşitli dergilerde, Yay ve İpek adlı kitabı Yitik Ülke Yayınları tarafından 2007 yılında yayımlandı.
Ağacın Diliyle
ellerimizin arasından, o cam ferahlığıyla geçip giden bulut, zaman anlatısı için orada kurduk evimizi düşlerkuşağında sesimizin kısılıp, yüreğimizin sıkıştığı anlarda taşımadık sırlarımızı dualara, sözcüklere - yalnız orada, bir an olsun soluklanabilmek İçin, aldırmadan anıların kıyımına- çamurla sıvadık harflerimizi ağaç kovuklarına
evim orada mevsimlerin anlık aldanışlarında
“sizi sevmekte ölüyorum” demişti gün yoksa gece mi şimdi unuttum adınızı güzel kitap adlarını ezberliyordum son günlerde, oyun işte n’olucaksa - elizabeth smarth adında bir gecenin merkez istasyonunda oturup ağladım sokak adları, filmler ve afişler kop ve şaşkın kedi, aslıyok çingeneler uçtu
evim orada çağıran tınısında yaprakların
bir aşktan geriye ne kalır söylenemeyen sözcükler görülmeyi bekleyen incelikler öğrenilemeyen ağrılar kalır ruhun hafifleyip, harflerin ve sözcüklerin belleğimizden hızla geçip gittiği geride tek bir imgeyle bizi baş başa bıraktığı anlar kalır: ben geldim!
evim orada unutuşun uçsuz sokağında
gelin ağacın diliyle konuşalım kanat alıştırmalarıyla kuşların güneşe yaslanmanın erinciyle nasıl anlatır dağlar, dal budak orman içlerinde kaybolan patikaları, upuzun yürüyüşlerin nasılsa ulaşamadığı tınıları.
evim orada avuntusuz adımlarınızda
geceyi soruyorlar nedense korkuyu ve oyunları, kül yatağını yüreğimin, tenin gizli bilgisidir diye yalnızlıklarını soruyorlar. bense o siyah inciyi, kuytu sularda sakladım kaybolmasın diye parıltısı alınlık belledim akşamüstlerine.
evim orada nedensiz sıkıntısında sözcüklerin.
okul bahçesindeyiz rosa güzelim! saflığından konuşuyoruz arkadaşlarla, düşkün sevgi arsızı bal gibi de pişkiniz üstelik biliyoruz terecinin hikayesini nerede teklediğini yelkovanın ama rosa! güzelim tante rosa bulutlar geçiyor bahçemizden bizi bağışla.
evim orada ellerinizin ayasında.
flora seviyormuş onu, mutlu attila josef macarcanın sevdiği acı yüklü trenlerin uralı, attila çamaşırcı annelerin biriciği kardeşim! nasıl unuturuz seni geçip duruyorken ıssız peronlardan.
evim orada balkanların pervazında.
meis’i seyrettik gün boyu bir ada düşüydü teknelerin ipek böceği sesli kadını hatırladım ve çocukluk günlerini tanrının bir kaş bitiği yazmalı sonra yüzünüzü unutmamak için.
evim orada rüzgar dilinde yelkenlilerin
(Yay ve İpek’ten)
Mektup Diye
akşamüstüne doğru düşüyordu sokak kırgın argın evler sarkıyordu balkonlardan camlarda birikip duran hüzün lekesi yüzler biz o aymaz sarhoş atlar kışındaydık güneşi görmek için bekledik hep, inandık
bir bir gördünüz hepsini: üstümüze düşen çığı sedef işlemeli ben-zamana çalışan saatleri okkalı bir tükürüğe değen, çok tanrılı günler geceler içinden, taşıyıp durduk sözcükleri dursun diye baş dönmesi, yürek şaşırtan panik
üşüyen ellerimizle, ellerimizle camdaki lekeye dönüyorduk küskün sözcüklerde çatılı evimize kirişleri kırılmış, dilimizdeki boz bulanık ağıya susmak taşına, uyanmamak için dilsiz güne bile isteye bir çığı gidiyorduk, gördünüz görmediniz.
(Yay ve İpek’ten)
Sorular Kitabından
aşk! aylası düşlerin! süsler sözcüklerini taçyaprakarıyla
hep o külyatağı unutuşun unutuluruz girilmez gecelerimize
tığ yüzlü hançer mi tenimde işler usul ipek atlasını?
bak! Bir çiçeğin ürpertisinde soluyor, kimi bahçıvanların düşleri.
balkonlarda kaşam telaşı kadınların, çiçeklerle söyleşen elleri
durmadan devinisi o suskunluğun bir çiçeğe, bir kokuya, bir sese tutkun
su desenleri mi çizilir sinir uçlarınca yükselirken ay pervazların ardında?
sokakları saran bir çığlık unutma beni beni unutma! beni unutma! unutma beni!
hep aynı yeğinlikte mi geçiyor mevsimler, sizin kedili sokağınızda?
orada durmalısın der kitap; o tekinsiz uzaklıkta: bilge aklın ve erdemin yanında
ey fanusumu kıran yüce guru! işte dağılıyor sözcüklerinin buğusu
çoktan kanıksanmış duvarlardaki o atak harfler, silinmeyi bile beklemiyorlar
telvesinde falluslar akşamüstü kahvelerinin babadır tanrısı ve oğul ana kamunun.
korku! yüreği kül eden korku! sızıyor tüm hayatların mahrekine:
pervazların, perdelerin ardında uyuyan evlere, o büyülü imgeye: aşka ve geceye
çoktan unutulmuştur kokuların özlemi buzdan şatolarıyla kenetli bedenlerde
korku! yüreği kül eden korku! tüm ölümlerin izini sürüyor tende
rhapsody adlı bir vapur yanaşmış rıhtımda, mavisi eksik.
furuğ’a döndüm yeniden ve “bütün gün ağladım aynada”
hangi neşterin soluk ağzıdır merhem olacak o göçebe ruhlara
gerilir ten, ruh savrulur aşkın adımlarıyla yayın
arar dururuz yitik ülkemizi tün gövdesinde yerkürenin
hep aynı yeğinlikte mi geçiyor mevsimler, sizin kedili sokağınızda?
(Yay ve İpek’ten)
|
Bir Önceki Sayfaya Geri Dön Ana Sayfaya Geri Dön