|
Tahir Abacı (1951)
1951’de İstanbul’da (nüfus kaydına göre Malatya’da) doğdu. Gazetecilik, hukuk, siyaset bilimi (master) eğitimi gördü. Şiir kitapları: Odaları Utandıran Dağlar (1976), Basit Şeyler (1980), Sıcak Hayat (1994), Sevdavî (2000), Zamanın Yüreğindeki Gece (2006), Hüznengiz(2007).
Sıcakta Şarap
Soru işareti bir adam gelmiş diyorlar o karton şehre Kör bıçakla oyulmuş pasajda nokta yer kiralamış Şiirsellik bulmuş ucuz mobilyaların tozlu ikindilerinde Kuşkulanmış küçük burjuvalar saman kağıdında akan maviden Devlet millet yiyicileri bozguncu sanmış halkın oğulları polis Servis yapamamış yüreklere, kapanmış Hüzün Ajans
Ressam diye tabela asıp aynasına çağırmış esnafı öteki Bir kara sevdalı portre yaptırmış çalınmış yırtık fotoğraftan Bakmış benzetememiş, anında iflas, haysiyet meselesi Yetiştiğimizde dükkanı soğan patatesle dolduruyordu Yetiştiğimizde dediğim hiçbir şeye yetişemiyorduk küllerden başka
Bir zaman Hüseynide gezindi beriki, İsfahan’da, Şiraz’da Sonra çarpıp tamburu pavyonun duvarına çıktı,fedailer bile apıştı Gizlice izlemiş trene binişini, şehirden yana bakmayışını Geldi, sallayamadığı mendile besteler ağladı,geleceğe öfkeler vakfetti
Av mevsimini kötüledik,bulut çağırdık,polemiklere girdik Sıcak ikindilerde alev içip teraslardan sarkmışlığımızı bile yazdık Tenimize kazıdık, yüreğimizle pulladık,umutlara postaladık Tavla arkadaşı bekleyenler şöyle bir göz attı kahvehanelerde Mürekkebi tren isi,başlığı kanımız,üç beş aval abone Kapandı nar çiçeği dergimiz berbat bir çamur baskıyla
Şimdi mutlak ikindilerde günün en sıcak saatinde Kaynar kaynar şarap içiyoruz, kime ne
(Varlık, Ekim 1999)
Gölgede
Sonra kalay yorulur bakır çıkar
Kale kapısı bulunca yanlar bu şehrin miskinleri
Yine çıkarım süvarilerin telaşına
İhvanlar güneşlik yerlere dalaştılar
(Adam Sanat, Ocak 2002)
Yenilmişlerin Akşamı
Baytar Nuri'yi okurken
Yenilmişlerin akşamından geçtim Ben kahraman olamam artık
Bu nasıl kundak ? Kefen gibi Bu nasıl ninni ? Ağıta benziyor
Küsmüş gelmiyor su tanrıçası Anahit Munzur'un gözesinden Göreliden beri yağız evlatlarının kanını
Bu nasıl ağıt? Ağlatacağı kimse kalmamış Bu nasıl üveyik? Saçaklarda yuvası yok Bu nasıl kapı? Rüzgar açar rüzgar kapar
Ey İksor Deresi, okyanusa haber ver Örülmüş mağarada uğulduyor güvercinler
Bu nasıl ağaç? Kökleri havada Bu nasıl kan? İçiliyor kadehlerde
Ben kahraman olamam artık Yenilmişlerin akşamından geçtim
(Zamanın Yüreğindeki Gece’den)
Kalabilmek İçin
İkindiye yağmur değdi kana dönüşür artık Yakut bir şarapla dolar şehrin üstü
Burada yamaçlar şehir halkından biri gibi Bozkır yoluyla çarşıiçinin var bir alıp verdiği
Sevdim onu, sevdim bütün şehirlerini İlk menzil taşı, acemi başlangıçlar nişanesi
Kalamazdı, gücü yetmezdi bu toprağın onu tutmaya Binip gitti, namlular yeşermiş, arzular şehit
Giden her yolcu benim artık istasyonda İkircikli ikindilerde kalan da ben
Serseridir serseri hatırat Bugün ele gelirliğim tortularım kadar
(Zamanın Yüreğindeki Gece’den)
PervazdaPervazı kurcalama, hayta iklimin ürperişi camlarda Kuytu ormanda, eğrelti otları hizasında körler tayfı Altı yolun uğultusu, bitap ruhlar kümülüsü
Unutulmaz bir ikiliydiniz diyor bir ses Ama kimdin, hangi şamdandan düşmüştün, bilmiyorum
Süzülüşün zor estetiğinde cima hızı Öyle elden gittim ki, yanarım yanışına nafile ikindilerin
Gülün bu ağrısında gece de yarım yamalak Kaç kere fırladım, adım sesleri uzaklaştı kehribar gözlü sansarın
Bir diyorum resiflere döneyim, gitar teline kesik vuruşa Bir diyorum sise batmış aksak teknede kalayım, mavi şecerede
Bu tilki tuzakları, bu ürperen makilik, bu mekanizmalar...
Pervazı kurcalama, o yürek silgisi düşen cephem
(Defter, 45)
|
Bir Önceki Sayfaya Geri Dön Ana Sayfaya Geri Dön