|
Ülkü Tamer (1937)
Sıragöller
Haşhaş tarlaları arasından geçeceksin,
(Sıragöller’den)
Ölümdü Adı
Ölümdü adı onu ilk
gördüğümde
(Soğuk Otların Altında’dan)
Yazın Bittiği
Yazın bittiği her yerde söylenir.
Böyle kırmızı kalkan görülmemiştir
Ölüleri örten yapraklardan başka.
Çünkü sahiden yaz bitmiştir,
Göle bakmaktan usanır insan,
Koru tutmaktan, yol gözlemekten;
Çadırlar toplanır, yaralar sarılır;
Durgun bir yolculuk, uzun bir şapka
Artık yaprakları beklemektedir.
Aşk mıdır kış gelince başlayan
Beyaz kılıçla yürüyen aşka...
Bırakmaz olur kuşlarını ülkeler,
Yazın her yerde bittiği söylenir;
Yorgunluklar çoğalır silahlardan sonra;
Kardan mezarları görülür ıssızlığın
Ölü öpüşlerin koyuluğuyla...
Aşk kalmıştır otlarda yılı götüren,
Cesur savaşçıları taşıyan kışa.
Her yerde yazın bittiği söylenir,
Çürür çiçeklere yapışan kanlar;
Belki uzaktan iki atlı yaklaşır,
Belki yakından iki yaprak kalkar;
Akşamın örtüsü derelerde yıkanır,
Gökyüzünü görünce gecenin devi
Çıkarıp şapkasından yıldızlar saçar,
Cüceler bunu bilir, gürgenler bilir,
Aşkın uyumadığı her yerde söylenir.
(Gök Onları Yanıltmaz’dan)
Üşür Ölüm Bile
Bir ormanda tutup onu
Bağladılar ağaca
Yumdu sanki uyur gibi
Gözlerini usulca
Bir soğuk yel eser
Üşür ölüm bile
Anlatır akan kanı
Beyaz sesiyle
Diz çöktüler karşısında
Sonra ateş ettiler
Parçalanan yüreğine
Yuva kurdu mermiler
Bir soğuk yel eser
Üşür ölüm bile
Anlatır akan kanı
Beyaz sesiyle
Gelip kondu bir güvercin
Ellerine o gece
Kırmızı bir çelenk oldu
Bileğinde kelepçe
Bir soğuk yel eser
Üşür ölüm bile
Anlatır akan kanı
Beyaz sesiyle
Bruegel
Gökyüzü ayaklarımın ucundan başlıyor.
Köpeklerin bakışlarında birer keman tadı.
Avcılar ve kuşlar avdan dönüyor.
Zaten her yanda hüzün görülür
Uzakta çocuklar kayıyorsa,
Kızaklar tahtadan yapılmışsa,
Kar dinmişse,avdan dönüyorsa avcılar,
İnsan anlamışsa ansızın, başladığını
Gökyüzünün, ayaklarının ucunda.
Kuş tüyleriyle kaplıdır burunları
Birer sirk emeklisine benzeyen avcıların;
Soluk alır, tüy verirler yorulunca,
Yürekleri birleşir, geniş bir av ülkesi olur,
İçinde tazılar yaban ördeklerini,
Çantalı okullular kar tanelerini avlar.
Norveç'in nüfusunu bilir de okullular
Karın nüfusunu bilmezler nedense.
Zaten her zaman hüzün bulunur biraz.
Norveç'ten söz açan şiirlerde.
Gökyüzü ayaklarımın ucundan başlıyor.
Ağzımın kemiğinde dağınık bir şiir tadı.
Gürgenler ve kayınlar avdan dönüyor.
Sırtsız atmacalar çizerdim şimdi
Bir kayığın yelkeni geçseydi elime;
Unutmazdım, yelkenin bir köşesine
Tabut başlı bir avcı yerleştirirdim.
İçime çektiğim hava değil, gökyüzüdür.
(İçime Çektiğim Hava Değil Gökyüzüdür’den)
Hançer
Geçen sonbahar gömmüştük hançerimizi
Kare taşlardan yapılmış bir avluya;
Hem değerli, hem keskin bir hançerdi.
Kabzası erimiştir şimdi, benziyordur
Sığırtmaçların yosun tutan saçlarına.
İskeletine kan yapışmıştır yer altında,
Solucanların, atmacaların kanı.
Avluyu örten kan taşlarına düşüp
Derinlere dağınık bir çizgi biçiminde
Uçmalarını gönderen atmacaların kanı.
Yollarındaki fenerleri yakmıştır deniz.
Hançer tek yenilgisini bizden almıştır,
Bakmaktadır oluğunun ülkesinden akşama,
Düşerken kanatlarına tutunan kuşlara.
Ve biz son yenilgimizi ondan almışızdır.
Bir dilencinin sesindeki gri sessizliği
Nedense ürkütüyor, dağcıların göğünü,
Denizleri sırtlarında birer panterle geçen
İp yürekli gemicilerin yüzünü ürkütüyor
Bir hançerin paslanırken çıkardığı gürültü.
Küheylana Ağıt
Uç küheylanım,uç, küsü mü tutarsın yıldızlarla ki başını bile çevirip göğe bakmazsın, pusarsın bağın orta yerinde, alacak üzümlerle dikersin gözlerini; niye uçmazsın?
Senden ötürü ne derler bak Sakcagöz’de: “Neresi küheylanmış onun; kişnese karga kağladı bellersin. Sağsız beygirin teki.Kırşak tarlası.” Bunları derler,daha nicesini söylerler. Ama küheylansın sen, küheylanımsın; uç küheylanım,uç gecenin içine fışkır,yaldır yaldır yansın kuyruğun, gelişini seyyareler birbirine fısıldasın; bukağı mı geçirdim sana, niye uçmazsın?
Gözlerim acıştı sana bakmaktan. Nice geceler geçti, ay değirmi oldu hüyüğün üstünde, böcekler kemirdi çultarını, o çultar ki,attın mıydı sırtına kıştan ve alevden korurdu seni, bütün büyülerden korurdun seni, çifte benekli şehla gözlerden, kantaşı altındaki akrep yuvalarından, yıldırım vurmuş payam ağaçlarından, her bir şeyden korurdu seni, muskaydı sana ağusunda karşı kara yüreklerin.
Kıpırdan biraz.
Sen bu dünyayı arayatı mı belledin?
(Kitap-lık, 31)
Günlerden Sevdalardan
1.Şiir
Nereden geliyorsun?
Sessizliğin başkentinden geliyorum Durgun göller ülkesinden Pınarın büyüsünden
Hışırtısından geliyorum yaylanın Bir dağın bir ağaca söylediği şarkıdan Ovadaki tek çiçekten
Bir yayın yelesinden geliyorum Yeraltında koşuşan kökler arasından
Açılmamış bir kitaptan geliyorum Yalın bir şiirin güzelliğinden
Güzellikten geliyorum, güzelliklerden Yürekteki kuş tüyünden, balkondan Camın buğusundan Çarşafın ütüsünden Tabağın beyazından Bir ihtiyarın gülümseyişinden geliyorum Bir annenin dalgınlığından
Kedilerin gözlerinde okunan Tarihinden geliyorum kuyumculuğun
Karın arkasındaki maviliğe Gökyüzüne boydan boya kazınmış Bir mühürden geliyorum
Uzak bir yıldızdan geliyorum Geceleri geliyorum, sabahları Gündüzün ortasında, ikindinin içinde
Savrularak geliyorum, fırtınayla Elinden tutup bir kasırganın, onu da getiriyorum
(Adam Sanat, 94)
|
Bir Önceki Sayfaya Geri Dön Ana Sayfaya Geri Dön