|
Vural Bahadır Bayrıl (1962)
Hayy, Dar!
Hayy, dar! Bu ten bana zar! Kuşlar uçar… Uçmak ki tayy! Gül ise dirimdir. Zamir, der şaire her daim; hayy, dar!
Dil, şer şebeke, aşikar! Vehm ettikçe, mayi endişe, varlığa sızar. Sayy ki, boşa çaba, boşa tebessümlerdeki o ince ayar.
Leyl akar. Hani serin bahçeler, çılgın, sere serpe, hani köpük köpük leylaklar? Anladım, şehre kabul edilmek’ çin, herkes önce öteki’nde uyuyan çocuğa kıyar!
Şeffaf örüntü. Bulutsu bağ, eksik tay. İnsan riyâ, madde kâr. Ruhsa zaman içre hep kırık bir fay!
Muhayyile, o işlek hızar! Fısıl- dar: Nerde şimdi sözlerdeki eski vakar? An gelir, sükût da insanı yorar…
Şair! Ya git o çocuğu uyar, ya gel beni bu tahammül mülkünden kurtar!
(Kaşgar, 8)
İns
Işık, zamandır. Taş g ö l g e, dinlenirken tende.
Hayal akıntıları. Kusurlu güzelliğinden habersiz Gövde, Ö t e k i’ni bekliyor. Arzu’nun akşam gibi seyreldiği bu sahillerde.
Şimşek! ve zulmet içindeki r u h t a a n i b i r s a d m e! Yırtılıyor, uykuyla uyanıklık arasındaki ara bölge.
Biçimler ormanı. Kökleri gizleyen yazı… İçindeki kozmik bir panterin barındığı… B ü y ü k e v! Ürperirdi orda şeffaf kuşkularıyla, k a i n a t ı n d a l g ı n l i s a n ı.
Allah sıkılıp, sonunda harfleri saldı. A ş k s a ç ı l d ı. Aralandı. tevekkülle varlığın taçyaprakları.
Arz’a akkor kelimeler yağdı dün gece. G ö r d ü m. Melekler çekildi huzurdan. K i t a p, z a m i r l e r e kapandı.
Sonra… çok ama çok sonra anılan bir şey oldu insan.
(Şer Cisimler’den)
Sahil
Canan Özdemir’in hatırasına…
Değsen, kopuverecekti oysa dalgınlığın lehimi. Sen, akşam saatlerine akan manolya. Yokluk hissi.
Köklerden dallara, kainatın geri çekilişi.
Bak, elbisemin içinde yalnız ruhum var… ateş ve altın damlar göğün oluklarından şimdi çocukluğa.
Çılgın öteki! Kimse değil artık kimsenin sahili buralarda!
Yaz seyreldi. Kelimeler hercai melekler olan yaz. Kumsalda köpükler prensesi görünmedi bir daha.
Ah küçük kızkardeş, ah bahtsız manolya. Bizse hüznümüzden başka neyiz ki bu durmadan deri değiştiren insanlar arasında?
Güzelim… güzelim… güzelim… elveda!
(Şer Cisimler’den)
Tayfalar
Haylidir görünmedi, akşamları limana rüya taşıyan ince gemi.
Tayfalarız biz, biliriz mercanlar misali, şikayetsiz beklemeyi.
Derken kırık bir yüzgeç belirir suyun üstünde. Derisinde kapanmış zıpkın izleri. Işıldaklarımız bir an aydınlatıverir, iplere dolanmış o öfkeli iskeleti.
Kapitan AhaB! Kapitan AhaB! Dilimizi midye kesti… Tarih okuyorduk dip sularda. Yenik girdap bilgisi!
Zarif bir kuyruk darbesi bozar sonra bu sihri. Biter eriyen ayla defne kokulu ayinimiz. Ey ruhumuz dan eksilen kimya! Ey yatışmaz yokluk hissi!
Tensiz ve çıplak ve mağrur ve kufi. Öylece kalırız. Mürekkebe bırakılan şişe içindeki çığlıklar gibi…
Yine de tayfalarız biz, biliriz melek dönecek, bekleriz. Tetikte, namütenahi.
-Hem bir kalp, dünyaya başka nasıl direnebilir ki?
(Şer Cisimler’den)
Eksik Tay
Zamanı kat yerlerinden açsak, bilirmisin, o dünyevi gülden iz kalmaz!
Kurtuluruz böylece ağırlıktan. Ruhumuz da eksik taylar gibi ordan oraya koşup durmaz.
İşte mürûru zamana uğradı insan. Kaslarımda çırpınırken karanlık, tekinsiz bir nişan. Kendi olmayan Öteki’nin de uçurumuna sığmaz.
Uyurgezer coğrafya… Uçucu temas! Buralarda, bu mahşeri harf pazarında, şaire aynadan başka nesne satılmaz.
Toprak, Su, Hava, Ateş… Dört kadim unsur= Arz!.. Hepsinden öğrendiğim tek Sır şudur:
Şark’ta hakikat aynasız anlaşılmaz’
(Kaşgar, Mart-Nisan 2003)
Elmas Sıkıntı
Gece, aralandığında geyik Yaralıdır. Yatar kâğıtta. Aşın mış harf heykellerinden bir ormanda. (Bkz.Hiçliğin Tadı)
Neler kımıldanır, arzuların o Tekinsiz karanlığında? Mecâl siz titreşimler ve hatırlamanın hortlaksılığından başka.
Tende çakıp sönen,cisimsiz Işık salyaları.Saralı kâğıt hayvanları.Aydınlatır hazla; hayatlarımız artık süslü alıntı lar yığını.
Elmas sıkıntı.Hâlesi çoktan yitmiş bir asrın,ruhtaki şu beyhude çırpınışları!
(Heves, 3)
|
Bir Önceki Sayfaya Geri Dön Ana Sayfaya Geri Dön