|
Yahya Kemal Beyatlı (1884-1958)
Mehlika Sultan
(Kendi Gök Kubbemiz’den)
Rindlerin Akşamı
(Kendi Gök Kubbemiz’den)
Rindlerin Ölümü (kendi Gök Kubbemiz’den)
Endülüste Raks
(Kendi Gök
Kubbemiz’den)
Sessiz Gemi
(Kendi Gök Kubbemiz’den)
Eylül Sonu
(Kendi Gök Kubbemizden)
Açık Deniz
Balkan şehirlerinde geçerken çocukluğum; Her lâhza bir alev gibi hasretti duyduğum.
Kalbimde vardı "Byron"u bedbaht eden melâl
Gezdim o yaşta dağları, hulyâm içinde lâl...
Aldım Rakofça kırlarının hür havâsını,
Duydum, akıncı cedlerimin ihtirâsını,
Her yaz, şimâle doğru asırlarca bir koşu...
Bağrımda bir akis gibi kalmış uğultulu...
Mağlûpken ordu, yaslı dururken bütün vatan,
Rü'yâma girdi her gece bir fâtihâne zan.
Hicretlerin bakıyyesi hicranlı duygular...
Mahzun hudutların ötesinden akan sular,
Gönlümde hep o zanla berâber çağıldadı,
Bildim nedir ufuktaki sonsuzluğun tadı!
Bir gün dedim ki "istemem artık ne yer ne yâr!"
Çıktım sürekli gurbete, gezdim diyar diyar;
Gittim son diyâra ki serhaddidir yerin,
Hâlâ dilimdedir tuzu engin denizlerin!
Garbin ucunda, son kıyıdan en gürültülü
Bir med zamânı, gökyüzü kurşunla örtülü,
Gördüm deniz dedikleri bin başlı ejderi;
Gördüm güzel vücûdunu zümrütliyen deri
Keskin bir ürperişle kımıldadı anbean;
Baktım ve anladım ki o ejderdi canlanan.
Sonsuz ufuktan âh o ne coşkun gelişti o!
Birden nasıl toparlanarak kükremişti o!
Yelken, vapur ne varsa kaçışmış limanlara,
Yalnız onundu koskoca meydan ve manzara!
Yalnız o kalmış ortada, âsi ve bağrı hûn,
Bin mağra ağzı açmış, ulurken uzun uzun...
Sezdim bir âşina gibi, heybetli hüznünü!
Rûhunla karşı karşıya kaldım o med günü,
Şekvânı dinledim, ezelî muztarip deniz!
Duydum ki rûhumuzla bu gurbette sendeniz,
Dindirmez anladım bunu hiç bir güzel kıyı;
Bir bitmeyen susuzluğa benzer bu ağrıyı.
(Kendi Gök Kubbemiz’den)
Kar Musîkileri
Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu.
Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu.
Bir kuytu manastırda duâlar gibi gamlı,
Yüzlerce ağızdan koro hâlinde devamlı,
Bir erganun âhengi yayılmakta derinden...
Duydumsa da zevk almadım İslav kederinden.
Zihnim bu şehirden, bu devirden çok uzakta,
Tanbûri Cemil Bey çalıyor eski plâkta.
Birdenbire mes'ûdum işitmek hevesiyle
Gönlüm dolu İstanbul'un en özlü sesiyle.
Sandım ki uzaklaştı yağan kar ve karanlık,
Uykumda bütün bir gece Körfez'deyim artık
Varşova 1927
(Kendi Gök Kubbemiz’den)
Vuslat
Bir uykuyu cananla berâber uyuyanlar, Ömrün bütün ikbalini vuslatta duyanlar, Bir hazzı tükenmez gece sanmakla zamânı, Görmezler ufuklarda, şafak soktuğu ânı... Gördükleri rü'yâ ezelî bahçedir aşka; Her mevsimi bir yaz ve esen rüzgârı başka. Bülbülden o eğlencede feryâd işitilmez; Gül solmayı; mehtâb, azalıp gitmeyi bilmez... Gök kubbesi her lâhza, bütün gözlere mâvi... Zenginler o cennette fakirlerle müsâvi; Sevdâları hulyâlı havuzlarda serinler, Sonsuz gibi, bir fıskıye âhengini dinler.
Bir rûh, o derin bahçede bir def'a yaşarsa Boynunda onun kolları, koynunda o varsa, Dalmışsa, onun saçlarının râyihasıyle, Sevmekteki efsûnu duyar her nefesiyle; Yıldızları boydan boya doğmuş gibi, varlık, Bir mû'cize hâlinde o gözlerdendir artık. Kanmaz, en uzun bûseye, öptükçe susuzdur, Zirâ, susatan zevk, o dudaklardaki tuzdur. İnsan ne yaratmışsa yaratmıştır o tuzdan, Bir sır gibidir azcok ilâh olduğumuzdan.
Onlar ki bu güller tutuşan bahçededirler. Bir gün nereden hangi tesâdüfle gelirler? Aşk, onları sevkettigi günlerde, kaderden Rüzgâr gibi bir şevk alır, oldukları yerden. Geldikleri yol, Ömrün ışıktan yoludur o! Âlemde bir akşam ne semâvi koşudur o! Dört atlı o gerdûne, gelirken dolu dizgin, Sevmiş iki rûh ufku görürler daha engin, Simâları her lahza parıldar bu zafirle; Gök her tarafından, donanır meş'alelerle!
Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar, Varlıkta bütün zevki o cennette duyanlar Dünyayı unutmuş bulunurken o sularda, — Zalim saat ihmal edilen vakti çalar da- Bir ân uyanırlarsa lezîz uykularından, Baştan başa, her yer kesilir kapkara, zindan... Bir fâciadır böyle bir âlemde uyanmak... Günden güne, hicranla bunalmış gibi, yanmak... Ey talih! Ölümden ne beterdir bu karanlık! Ey Aşk! O gönüller sana mâl oldular artık! Ey vuslat! O âşıkları efsûnuna râm et! Ey tatlı ve ulvî gece! Yıllarca devâm et!
|
Bir Önceki Sayfaya Geri Dön Ana Sayfaya Geri Dön