|
Yücel Kayıran (1964)
1964 Adana doğumlu. İlk ve Ortaokulu Ankara, Bigadiç, Elbistan, Afşin, Adana, Ceyhan, Gaziköyü, Kozan ve Tufanbeyli’de okudu. Afşin Lisesi mezunu. Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümünü bitirdi. Türkiye Felsefe Kurumu ve Edebiyatçılar Derneği üyesi. Ankara’da yaşıyor. İlk şiiri 1984'te Yaba Öykü dergisinde çıktı. Bunu, o yıllarda Oluşum, Yarın, Morköpük ve Sanat Rehberi dergileri izledi. Kilis, Afşin, Arapkir ve Malatya’da yaşadı. Şiir ve düzyazılarını Sombahar, Ludingirra, Hürriyet Gösteri, Defter, Toplum ve Bilim, Birikim, Varlık, Adam Sanat, Virgül, Cumhuriyet Kitap, Kitap-lık, Yasakmeyve, FelsefeYazın, Mor Taka, Akatalpa gibi dergilerde yayımladı. İdeoloji ve dünya görüşüne karşı felsefi şiir poetikasını savunuyor. Şiirlerinde, insanı, çıkmaz ve problem karşısındaki tek başınalığı ile kaybolma halinde göstermek, poetikasının temelini oluşturmaktadır. Yayımlanmış şiir kitapları: Hayaline Firar Edemeyenlerin Afsunu(1997), Beni Hiç Göremezsin(2004), Çalgın(2006)
Kuru Dal
erhan şimşek’e Ben böyle kaldım: bir ev, bir iş, bir sokak sürekli gidiş gelişlere kaldım “merhaba”lara öyle soğuk öyle varlığından habersiz ilişkilere kaldım nemlenir umuduyla
kuru ekmek. Yemek, dökülen. Masada günlerce kalan su çimlenen bardak. Şu tozlanan kitaplık bu süreksizlikte çürüyen pencere. Orada paslanan kaşık
Öyle bakımsız öyle dağınık öyle yarılıyor yatınca yarılıyor bu yatak karanlığa açılıyor öyle bir derinliğe, çatlıyor soluk soluğa çaldığım kapılar
açılınca bir işgünü oluyor bir masa orada beni bekliyor bir kalem bir dosya. Bir şeyler yazılmayı bekliyor sürekli idarecinin gözleri. Ah! bu yarasa
Sokaksa rüzgar önünde kalan küf savrulan boşlukta. kollarım, nerede? Sağanak, sonrası açan güneş, öyle ki bir kuru dal gözlerimin oyuğundaki...
(Hayaline Firar Edemeyenlerin Afsunu’ndan)
Nar
Aleaddin Aksoy’a
1. Ali Rıza dayı öldü gömdüler onu! Enver abi öldü gömdüler onu! Hikmet ile Yusuf! iki kardeş birbirine benzer biz benzeyemedik birbirimize! Nazif ile Mustafa Ahmet ile Sekine ölür küçükleri büyüklerinden önce Kahir ölmez aşkta muradını almayan uzun ömür görmez!
Bünyamin uzaklara gitti Ümmet abi demir çelik fabrikasında çalışmaya askerde şoförmüş Alaaddin abi sürekli tütün içerdi ince kıyım, sarı koltuk değnekleriyle yürürken öyle öyle dura dura insan hayallerine benzemez!
aşkı yitiren yara benzer kalbi nara benzer Raif içe dönük Naci ona benzer Servet hüzün sesli Yücel ona benzer Hasene çekik gözlü Keder ona benzer insan çocuğuna benzemez kalbindeki nara benzer!
Yemliha kime benzer kaçırdığı fırsatları anımsadıkça insan gölgesine benzer kelime kelimeye benzemez şair anlattığına benzer devrilmiş cip gün ışığı panik halinde yanmış bir bacak yirmi iki yaşında -Bacağımı kesmeyin! Bacağımı kesmeyin! narın adı neydi unuttum! kalbini unutan neye benzer?
2. bahçede çekilmiş bir fotoğrafı vardı bende çiçekli basmadan bir elbise, üzerinde dayımın kızı yanında durmuş bize utanmayı öğrettikleri yaşta
eliyle dudaklarını gizler şimdi iki çocuğu var, kendine benzemez insan buharlaştığı yere benzer döküldüğü yere benzemez!
ikindi vaktiydi sokağa çıktım bakkala uğradım, evlerin önünden geçtim kırmızı bir şerit halinde düşen yaprağın yerine geçtim
buluttu... güneşti... serinliği severdim kurumuştur, eldir, gölgeye benzer insan hayallerine benzemez yerinden oynamış nara benzer!
adım neydi, unuttum, kime benzer? kıyısında köpüklendiği yara benzer nemlidir, gün bulunmaz hüzün sesliye dalını yitiren kızıl yaprağa benzer
ıssızlıktı, yorgunluk sessizliğe benzer gideceğim yer yok, hafıza neye benzer Alaaddin Abi ölmüş! Günbatımı… mektup yok! telefonla aranmaya benzer
(Beni Hiç Göremezsin’den)
Gölge
yukarıya doğru yürüdüm, epeydir böyle otların içinden: Kekik, pıtrak, diken kokuyor gece uzun uzun düşen çiy güneş henüz yok, ıslak gün nemli toprak bulaşıyor paçalarıma
aldırmıyorum nicedir uzaklaştığım yere
günlerce böyle dalgın kendi halimde, baktım şimdi geldiğim yeri eskiden tasarlamayan kendime hangimiz hangimize gölge, ve dargın diye
eğildim kendime baktım otların içinde biri pıtrak, biri diken hangisi diğeriyle özdeşti, hangisi değil biri geçmişti, diğeri onu diken
(Beni Hiç Göremezsin’den)
Cıva
muslukta su var, akar.. biliyorum kalemde mürekkep.. yazar benim aklımda ne var ki Necati akşam cümle cümle iniyor kalbime
doyumsuz her ben bir rakip ötekine ceza gününün sahibi gibi gülerler sonra dolanırlar etrafımda Necati ama neden geç vardım ben bunun farkına
bulutlar yer arar yağmak için kendine kime yaklaştıysam dinmedi içimdeki fırtına ancak uzaklaşarak katlandım insanlara Necati ama kalbim aktı hep neden esrara
köpeklerin halinde bir tuhaflık var bakıyorlar öyle aldırmadan gülenlerin yaşamına baktıkça daha çok kuşkulanıyorum ben Necati ama neden köpüklendi aklım hep böyle kendine döne döne
Bu cıvayı kim koydu kalbimize Necati!
(Çalgın’dan)
Eyvay!
Sonra dünyaya döndüm;kredi kartlarıma,zaman aşımı faizini,icra memurunun insafına kalmış itibarıma, elektrik faturası kuyruğuna, dünyada ödenmesi gereken borçlarıma, döndüm, muhâneti muhannet edinmiş dostlarıma, kalpleri mühürlenmişlere
Sonra dünyaya döndüm; hatırlamadan olma gözyaşına, geceden başka çağ yok, biliyorum,yerinden çıkan tekrar dönemez yerine,bulamamışın yazgısıdır keder, böyle çizilirmiş kavis insanın yüzüne,döndüm,ah! İddiasını yitirmişin bakışına
Odam gözlerimdeki kederle rutubetli,uyku kokumu yitirmiş yatak,perde olmuş toz eşyadaki parmak izime,yalnızlığın bedeli yok,mutfakta mı dururdu kirli tabak su muslukta,döndüm ah!,olana olmuşa,giderken geride bıraktığım kayboluşa,
Sonra dünyaya döndüm;kendimle nasıl baş ederim kipine,ey ummak fiili,sudaki çilve çukuru,kalbimdeki süveydâ; vazgeçsem kim kalır boşlukta;günahsızlıktı terki terk ettiğim yer,ben dönerken göğsümde kalayını yitirmiş bakıra
Sonra dünyaya döndüm; oruçsuz yakalandığım iftar vaktine;muharrem ayının ilk on gününe, yakışmıyor şan pay gönderilmeyen mutfağa,seher vaktindeki ezan sesine,parmaklarım yokluğu yoklamakla perişan,ey zeminsiz yol! döndüm, ah!, ayş-î dehrûza
Döndüm! döne döne kendime dönemeden döndüğüm yere döndüm!
(Varlık, 1165)
|
Bir Önceki Sayfaya Geri Dön Ana Sayfaya Geri Dön