| |
Oğuz Özdem
Genel olarak, sanatsal
olanı bir üçgenin ayakları gibi düşünürsek, üçgenin iki köşesini
geçmiş ve gelecek oluşturuyorsa, üçüncü köşeyi de sanatçının kendisi
oluşturur. Burada, ağırlıklı konumda olan kişi elbette ki sanatçının
kendisidir. Ancak, kişi durup dururken ben şu sanatla uğraşayım
diyemez. Mutlaka ki onu sanata başlatan bir ilk itki, altyapı
vardır. İşte, bu ilk itki, üçgenin ilk köşesini oluşturuyorsa,
öncelikle, bu ilk köşedeki noktanın kendisini oluşturması gerekir.
Kabataslak, ilk noktayı belirli kılan kavramları sıralayacak olursak
bunlar; kültürel birikim, hayal gücü(muhayyile), özgünlük,
stil(tarz), beğeni anlayışı, estetik zevk, üslup oluşturma, dünya
görüşü... gibi kavramları sıralayabiliriz. Bunlar, sanatçının
takındığı bir aksesuar değil, onu, etli – canlı kılan, yine onun
tarafından içselleştirilen besinlerdir. Sanatçı, bu besinleri
toplarken üçgenin diğer köşelerini de oluşturmaya başlar. Geleceği
oluşturan köşeyi bir yana bırakacak olursak, geçmişi oluşturan köşe,
sanatçının kültürel birikimini oluşturacağı ve sürekli içinde
dolaşacağı alanı oluşturur. Bu alanda nasıl dolaşılacağı sayfamızın
sınırlarını aşar, ancak sanatla uğraşan kişinin, hangi sanata
yönelmişse, o alanda kendi çabalarıyla bulacağı bir yoldur demekle
yetinmek zorundayım. Çünkü, gençler şiire başlarken çok iddialı
sözlerle, çok özgün ve farklı şiirler yazdıklarına inanıyorlar,
onların yazdıkları şiirlerin günümüzün çok gerisinde kaldığını veya
henüz şiire giremediklerini ikna etmek çok zor oluyor. Buradaki
vurgu biraz da onlara yönelik.
Anıl Cihan, “Benim şiir anlayışım hazırcılığı reddeder.” diyor. Sonra
da şöyle devam ediyor: “Nasıl Yani. Şöyle ki, “. Cümle
bozukluklarını bir yana bırakıp sözlerine biraz daha yer vermek
istiyorum: “ ‘Armut piş, ağzıma düş’ sözünü benim şiir anlayışım
kabul etmez. Ben şiirlerimde değişik, ilginç benzetmelere yer
vermeyi kendime kural edinmişimdir. (...) Bazen, hatta çoğu zaman
(...) bu benzetmelerin sert benzetmelere yol aldığı görülür. (...)
şiirlerimi okuyacak kişilerin, şiirimdeki gerçek anlamları –
benzetmelerin, sert benzetmelerin arkasında gizlenmiş gerçek
anlamların- adeta cımbızla alınması, hakkıyla o ödüle ulaşması...”
Anıl Cihan’ın sözlerini benzer
örnekler içerisinden aldım, söylediklerinin hiçbirini doğrulayacak
örnekler bulamadığım gibi, şiirin temel özellikleriyle ilgili bazı
nitelikleri bile bulamadım. Şiirin sadece benzetmelerle
yazılamayacağını söylemekle beraber, kendi deyimiyle, ‘cımbızla
ayıklayıp’ birkaç dizeyi de “şiirin ne olmadığını” göstermek üzere
alacağım.
“(...)“Pişmanlıkların,
/ sana tecavüz ediyorlar”
(...)Şeytan sofrasında; / orospular sevişiyor.”
Recep Koç,
şiir sitesi kurduğunu belirterek paylaşmak adına beş – altı şiir
göndermişsin, teşekkür ediyorum. Şiirin içine girdiğin, şiirle iç
içe olduğun anlaşılıyor. Fakat, şiirin öldürücü tuzağına senin de
düştüğünü söyleyebilirim. Aynı sözcüklerle, benzer temalar arasında
şiirleri boğmuşsun. Şimdilik, şirin bir sözcük ayıklama ustalığında
yattığını söylemekle yetineceğim.
Mesut Mete’nin
öncelikle şiirinin başlığı üzerinde duracağım: “KERKÜK-SAMARRA-FELLUCE”.
Bu şiir adları, son yıllarda en çok kullanılan adlar. Böyle olması
da doğal, çünkü bütün insanlığı ilgilendiren güncel bir olgu. Ancak,
deniz ne kadar dalgalı olursa olsun dipler hep durgundur. Konu,
tema, ana duygu o kadar önemli değil, önemli olan şiir neye karşı
olursa olsun, bunu bağırmadan dipteki etki gücüyle yapması...
Etkileyemeyen, sarsamayan bir şiir ne kadar bağırırsa bağırsın
hedefine ulaşamıyor. Şiirinde bağırmayan etkili dizelerin de var
olduğunu belirteyim; üzerinde çalışılması koşuluyla...
İlker İşgören,
birçok dergide şiirlerini yayımlatmış. “Üzümün Yeniden Dirilişi”
adlı şiirini ben de beğendim ve yayımlıyorum. Ancak, “Ölü Çığlığı”
adlı öteki şiirin üzerinde biraz tartışmak isterdim, çünkü çok güzel
dize ve bölümlerin olduğunu, ancak gereksiz uzatmalarla onları
öldürdüğün izlenimine kapıldım. Biraz o şiirin üzerinde düşün, belki
bir başka zaman tartışma olanağı buluruz...
Şiirin
dostluğuyla...
Üzümün Yeniden
Dirilişi
Bahar gelince
kalkıyor dalından salkım
Bir halk gözlerini kapatıyor
Tenine ilikleniyor
beklemek
Yorgunluklarla yoğrulup,
Karışıyorsun emeğe
Usulca akıyor
zaman, diriliyor bağ
Kadın kokuyor içimiz
Bir mahzende
büyütüyoruz sözcüklerimizi
Göğü uyutunca
sarılıyor ezilişin damağıma
Damarlarımda duyuluyor adımların
Seni demliyorum içimin karanlığında
Uyandırdığın
geceyle
Üzüm karışıyor suyumuza
İlker İşgören
|
|